ERZURUMUN YETİŞTİRDİĞİ ŞAİRLER |
Sayfa 2 |
|
KADI DARİR Öğrenimini Erzurum Yakutiye medresesinde tamamlayan Darir ile ilğili bilgilerimiz eserlerinin ön sözleriyle sınırlıdır. Asıl adı Mustafadır. Doguştan ama olduğu için Darir, zamanda gözsüz mahlası kullanmıştır. İslami ilimleri Arapçayı ve Farsçayı çok iyi bildiğini eserlerinden anlıyoruz. 1377 de Mısır’a gidinceye kadar Erzurumda kadılık yapmıştır. Manzum ve mensur bilinen dört eserin sahibi olan Erzurumlu Kadı Darir edebiyatımızda şairliği kadar nasirliğiylede bilinir. Türkçe ve Türkçecilik şuuruyla yazan Darir Memlük türkçesinin Oguz türkçesine dayalı bir yazı dili haline gelmesinde büyük paya sahiptir. Siretü’n nebisindeki beyitler mevlit yazmış bütün Türk şairleri bu arada “Vesiletü’n Necat” şairi Süleyman Çelebiye de ilham kaynağı olmuştur. Darir “Kıssa’i Yusuf” adlı eserini 1367 de manzum olarak ve mesnevi tarzında Erzurumda yazdı. “Siretün nebi’si” ise 1380 de tamamlanmış ve Sultan Berkuk’a sunulmuştur. İçinde manzum bölümlerinde bulunduğu mensur bir eserdir. Diger iki eseri 1393 de tamamlanıp Halep emiri Çolpan’a sunulan “Fitühü’ş Şam” ile yazılmış tarihini bilmediğimiz “Yüz Hadis ve yüz hikayedir” NEFİ Divan edebiyatımızın özelikle yergi ve dalında en büyük ustası sayılan Nef’i 1572 yılında Erzurum’un hasankale (Pasinler) İlçesi’nde doğmuştur. İyi bir öğrenim görmüş, Arapça ve Farsça öğrenmiş,ünlü İran şairleri Hafız ve Sadi’yi incelemiştir Ahmet döneminde İstanbul’a gelmiş,padişaha sunduğu övgüler beğenilince devlet görevine alınmış ve sayar çevresine girmiştir 1. Mustafa 2. Osman ve 4. Murat döneminde çok ilgi görmüştür. ancak 4. Murat şairi n “Siham-ı Kaza “(kaderin okları )adlı yergilerini okurken sarayının yanı başına yıldırım düşmesini uğursuzluk saymış,yergi yazmasını yasaklamış ve nef’i yi Edirne mütevelliliğine sürmüştür. Şair,bir süre Edirne’de kaldıktan sonra Padişaha yazdığı övgülerle bağışlanmış ve İstanbul’a dönmüştür. Yergi yamamamak konusunda verdiği sözde durmayarak sadrazam bayram paşayı ağır bir dille yerince 1635 yılında boğdurulmuştur. Divan edebiyatını kaside,gazel,rubai,kıta gibi değişik türlerinde ürün veren nef’i,en çok kaside türünde başarılıdır. Edebiyat tarihçilerince bu türün en büyük ustası sayılmıştır. ERBABİ 1804 yılında Erzurum’ un Karaz köyünde doğmuştur,Aşıklık süresince çok yerleri gezen Erbabi, İstanbul’a kadar giderek orada Padişah Abdulmecit’ in huzurunakabul edilmiş,sunduğu şiirlerinden dolayı padişah tarafından ödüllendirilmiştir, Erzurum’da ölen Erbabi,şiirlerini hece ve aruzla yazmıştır, Aruzlayazdığı şiirleri, yazmabirdivanda toplamıştır KETENCİZADE MEHMET RÜŞTÜ EFENDİ 1834 de Erzurum’da doğdu, Babası keten bezi alıp , sattığı için “Ketencizade” diye anılmıştır, Medrese öğrenimi gördü,Ulucami’de uzun yıllar imam-hatiplik yaptı, Nakşibendi tarikatına girdi, Bilmediğimiz bir sebeple Erzurum’a küstü, Hac için Hicaz’a, oradan da İstanbul’a gitti, Erzurum’u Rus işgaline uğradığı günlerde memleketine geri döndü, Bitlisli Şeyh Küfrevi’ye bağlandı, Bilgin,hattat,mutasavvıf,hafız,düşünür ve şair bir şahsiyetti, “Mevlid”i ve “Divan”ı vardır,1916’da vefat etti, NATİKİ Aruz ve hece vezninde yazdığı şiirleri kadar,hazır cevaplılığı ile de şöhret yapmış olan Ahmet Dursun Natiki,1835’de doğmuş ve 1906 yılında ölmüştür, MAHİRİ 1837 yılında Erzurum’un ispir ilçesinde doğmuş,1915 yılında ölmüştür, Asıl adı Hasan, şiirde kullandığı mahlas ise Mahiridir, Mahiri, badeli aşıklardan olmamasına rağmen,içli ve temiz duyuşa sahip bulunduğundan ağıt şeklindeki şiirleri bu güne kadar dilden dile dolaşarak gelmiş ve unutulmamıştır. SERDARİ Erzurum’un pasinler ilçesinde 1837 senesinde doğmuş ve 1913’ de ölmüştür,Şiirleri daha çok koşma ve destan şeklindedir, Serdari’nin saz ve söz ustası Zileli Aşık Ceyhuni’dir, KAMİ Erzurum’un Tivnik(Altınbulak)köyündendir, 1843 yılında doğmuş, 1911’de ölmüştür,İçli ve coşkun bir şairdir, Tivnik köyündeki “Altınbulak”adıyla anılan çeşme başında ğörmüş olduğu bir Ermeni kızına aşık olmuşve sevdiği bu kız yüzünden çok acılar çekmiştir, Zamanındaki büyük Vak’alar içinde tarihler yazan Kami,klasik osmanlı edebiyatının ve tekkelerin çekici kuvvetinede kapılmış,divanedebiyatı tekniği ile ve aruzla şiirler, divan uslubunda semailer de yazmıştır, SÜMMANİ Erzurum’un Narman ilçesinin Samikale köyünde 1860 yılında doğmuş,1915 yılında ölmüştür,Asıl adı Hüseyin dir Aile lakabı Kasımoğulları’dır, Sümmani,birsüre çobanlık yaptıkdan sonra saz çalmayı öğrenmiş,düşünde gördüğü Gülperi adlı sevgiliyi aramak için Kafkasya,İran,Afganisdan,Hind ve turanı dolaşmış,Ardahan,Kars ve posof’a gitmiş bir ara kırım’ da bulunmuştur, Zülali, Erbabi ,Mühibbi, Celali ,ve Aşık Şenlik’le dostluk kurmuştur, KEMAL 1866yılında Erzurum’un Gez mahallesinde doğmuştur, 1941 yılında ölmüştür, Asıl adı Miktaddır, Erzurumun kahvelerinde hikaye anlatmakla ün kazanmıştır,Çok az tahsil görmesine rağmen halk şiirinin çeşitli türlerinde şiirleri vardır, NİHANİ Asıl adı Mustafa olan Nihani, Şenkaya İlçesi Bardız Bucağı'nın Güreşken köyünde 1889 yılında doğmuştur, Nihani de diğer halk şairleri gibi bir çok vilayet gezmiş, Birinci Cihan Savaşı’nda önce Rusya’ ya gitmiş ,Türk boylu yerleşim merkezlerinde aşıklık yapmıştır, Narmanlı Sümmani’nin Nihani üzerinde büyük tesiri vardır,Sümmani kadar kuvvetli şair olmasına rağmen , onu daima kendisine örnek almış ve üstad tanımıştır, Ayrıca Posof’lu Aşık Zülali’ ninde Nihani üzerinde büyük etkisi olmuştur, İrtica gücüde oldukca kuvvetli olan Nihani ,zamanında bir çok aşıkla değişerek bu kabiliyetini ortaya koymuştur, 1972 yılında Ankara’da ölmüş ve kendi köyünde defnedilmiştir, KEMALETTİN KAMU 1906 yılında , o tarihler Erzuruma bağlı bulunan Bayburtta doğmuş, 1948 yılında ölmüştür. Erzurum’un sayılı edebiyatçılarından biri olan Kemalettin KAMU’nun, aruz, hece ve serbest vezinli şiirleri vardır. Şair gönül duyguları ve Erzurum sevgisiyle yazdığı “Bingöl çobanlarına” “erzurum” ve “Dadaş” adlı şiirleri ile tanınmaktadır. Sekizinci dönem Erzurum milletvekilliği yapmıştır. SADETTİN AKATAY Erzurumda doğmuş, uzun müddet ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Şairliği yanında usta aktörlüğü ile Erzurum Halkevinin tiyatro kolunda ve Türk sanat müziği korosunda solist olarakta görev yapmıştır. Erzurum’un sosyal ve kültürel hayatına büyük katkılarda bulunan Sadettin Akatay 1944 yılında ölmüştür. Erzurum barları için birçok şairimiz şiirler yazmıştır ama onun “Bar” şiirine hiçbir ozanımız yetişememiştir. KEMANİ HAYDAR TELHÜNER 1911’de Erzurum’da doğdu. Türk musikisinin önemli bestekarlarından biridir. “hüsnüne güvenme ey ruyi Mahım”, “Vurma avcı vurma kalbim yaralı”, “Sen seher Yelisin esersin serin”, “Eşini kaybetmiş bir garip kuşum”, “Şafak çöktü yine sunam uyanmaz” ve “Palandöken dağlarının yaylası”, sanatçının eserlerinden sadece birkaçıdır. Telhüner, 1963’te İstanbul Yeşilköy’de bindiği trenin penceresinden atlayarak intahar etmiştir. ÜMMİNİCAN Asıl adı Yakupcan’dır. 1919 yılında Tortum’un Çamlıyamaç köyünde, yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunu ve gençlik yıllarını çobanlık yaparak geçirmiştir. 1938 yılında, ondokuz yaşındayken, bütün bir aşıklık gelenegindede görüldüğü gibi, düşünde “pir dolusu” bade içti. Bu yıldan itibaren saza ve söze bağlanarak “mana” ya gönül verdi. 1969 yılında ilk kez katıldığı Konya Aşıklar bayramı’nda irticyen söylerişleriyle dikkat çekti. Şiir ve deyişlerinde, özellikle dini ve ahlaki konuları işleyen Ümminican 1983 yılında vefat etti. RIZA ÜMİT 1922 yılında Erzurum’da doğdu. Kars ortaokulunda Halide Nusretin dikkatini çekti. O’nun teşvik ve himayesini gördü. İlk şiirlerini Yedigün, Çınaraltı, Varlık gibi dergilerde yayınladı. Heceli, aruzlu ve serbest şiirler yazdı. Yunus’la Fuzulinin özelliklerini birleştiren bir şair oldu. Mistik, sıcak, derinlikli ve düşündürücü şiirlere imza atan şairimiz 1977 yılında öldü. RAHMANİ Asıl adı Ali ÇIRÇIR’dır. 1942 yılında Erzurumda doğdu. Aziziye ilkokulunu bitirdikten sonra tahsiline devam edemedi. Bir yandan gündelik işlerle ekmeğini koştururken diğer yandan sazla ve sözle ilğilenmeye başladı. 1965 yılından itibaren kendini tamamen saza ve söze adadı. Bu tarihten sonra “Rahmani” mahlasını kullanmaya başlayan ozan, uzun yıllar Atatürk üniversitesi Mediko-sosyal de çalıştı ve buradan malülen emekli oldu. “Okul şiirleri” adlı birde kitabı bulunan Rahmani,özellikle atışma ve lebdeymez türlerinde başarı gösterdi.Ozan,katıldımı’na giterken,yolculuk ettiği otobüs Erzurum-Erzincan arasında,Samsa Deresi’nde teröristler tarafından durduruldu.Ozan,burada teröristlerce vurularak şehit edildi. İLHAMİ ÇİÇEK 1954 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Oltu’da yapmıştır. Atatürk Üniversitesi Edebiyat fakültesinden mezun olan Çiçek, bir süre öğretmenlik yaptı. Edebiyat dergisi şairleri arasında yer aldı. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak 1983’te genç yaşta öldü. “Satranç dersleri” adlı şiir kitabı ölümünden kısa bir süre önce yayınlandı. 1991’de şiirleri, öyküleri ve hakkında yazılanların yer aldığı “Göy ekin” adlı bir kitap yayınlandı. ŞEYHÜLİSLAM FEYZULLAH EFENDİ Erzurum’da doğdu. İlk tahsilini Erzurum müftüsü olan babası Muhammet Habip efendi’den yaptı. Zamanın Şeyhülislamı, Vani efendinin isteği üzerine 1662’de İstanbul’a gitti. Öğrenimini İstanbul’da tamamlayarak müderris oldu. Şeyhülislam Vani Efendi’nin damadı olan Feyzullah Efendi şehzade Mustafa’ya daha sonrada şehzade Ahmet’e hocalık yaptı. 1685’de Rumeli Kazaskerliği’ne tayin edildi ve 1686’da Nakibül Eşraf oldu. Kayınpederi Vani efendi’nin ölümünden sonra, şeyhülislamlık makamına getirilen Feyzullah Efendi iki yıl sonra bu makamdan azledilerek Erzurum’a gnderildi. 2.Mustafa tahta çıkınca, hocası Feyzullah efendiyi Erzurum’dan çağırtarak yeniden Şeyhülislamlığa getirdi. Sekiz yıl bu makamda kalan Feyzullah Efendi’yi çekemeyenler yeniçerileri onun aleyhine tahrik ettiler. Tahriklere kapılan yeniçerilerin ayaklanmalrı üzerine Feyzullah efendi, 1703’de şeyhülislamlıktan azledilerek Edirne’ye gönderildi. Edirne’de bir müddet hapsedilen Feyzullah efendi yeniçeriler tarafından çeşitli eziyetlerle öldürülerek Tunca nehrine atıldı. Şam,Medine ve İstanbul’da cami, medrese, mektep ve
kütüphane gibi çeşitli eserler yaptıran Feyzullah Efendi Erzurumda da
Kurşunlu Camii ve bitişiğinde bulunan Kurşunlu medresesini yaptırmıştır. Eserlerinden Bazıları: Mecmua-i Feteva MUHAMMET HAZIK EFENDİ 1690’da Erzurum’da doğdu. Babası İspir’li büyük alim Ebubekir Efendi’dir. Erzurum medreselerinde eğitim gördükten sonra, öğrenimini bir süre İstanbul medreselerinde devam etmiş, bilahare Erzurum’a dönmüştür. Erzurum medreselerinde uzun yıllar müderrislik yapan Hazık Efendi, Erzurum müftülüğü görevinde de bulunmuştur. 1762 yılında vefat eden Hazık efendi’nin vefatına talebesi Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Hakkı denildi fevtine tarih Hakka yöneldi Hazık Efendi” Beytiyle tarih düşmüştür. Kabri Erzurum’un Tuzcu köyündedir. Muhammet Hazık Efendi’nin bilinen eserleri Divan’ı ve Beyzavi tefsiridir. ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI 1703 yılında Hasankale’de doğmuştur. 1758 yılında Hasankale’den ayrılarak Siirt vilayetine gitmiş, orada Tillo köyünün ünlü şeyhi İsmail Fakirullah’a intisap etmiştir. Hayatının sonuna kadar orada kalmıştır. 22 Haziran 1772 tarihinde vefat etmiştir. Mezarı Tillo’dadır. Erzurumlu alim ve şairler içerisinde en çok eser veren İbrahim Hakkı’dır. 40’a yakın eseri vardır. Eserlerinin çoğu tasavvufi konuları içerisine alır. En önemli eseri Marifetnamedir. 1756 tarihinde yazdığı bu eser, hem manzum hem de mensurdur. Eser, astroloji alanındaki kıymetli bilgiler yanında, sofiyane bir edayla kaleme alınmış, didaktik, lirik türden şiirleri de ihtiva eder. HAŞİİZADE HACI ALİ EFENDİ Haşiizade Hacı Ali efendi erzurum’lu olup Hacı Hüseyin Efendi’nin oğludur. Hangi tarihte doğduğu hususunda kesin bir tarih yok isede 1908 tarihinde vefat ettiği bilinmektedir. 5.Murat’ın kısa süren padişahlığı sırasında Mabeyin başkatipliğinde bulunduğu için 2.Abdülhamid tahta geçince büyükelçi sıfatıyla Berlin’e gönderildi. Berlin’den sonra atandığı Viyana’da 1883’te havagazıyla intihar etti. Kaside biçimindeki “Ondokuzuncu asır” şiirinde Doğu-Batı uygarlıklarını karşılaştırır, çagdaş uygarlığın ve müspet bilimin üstünlüklerini konu edinir. Ebüzziya Tevfik’in ondan aktardığı örnekler tanzimat döneminde oluşan yeni düz yazı geleneğine katkısını gösterir. MEHMET ARİF BEY 1845’de Erzurum’da doğdu. 1861 yılına kadar Erzurum’da medrese tahsiline devam etti. 17 yaşında 4.Ordu meclisi tahrirat odasında stajyer olarak ilk resmi görevine başladı. 1865 yılında, Erzurum vilayeti temyiz meclisi hukuk başkatipliğine, 1866’da Deavi meclisi başkatipliğine, 1867’de aynı meclisin sorgu hakimliğine, 1869’da Erzurum temyiz divanı başkatipliğine, 1877 yılında ise, 1293 tarihine izafetle 93 Moskof harbi diye anılan meşhur Rus harbinde Anadolu orduları başkumandanlığı’na getirilen Müşir ahmet muhtar paşa’nın özel katipliğine tayin olundu. Harbin sonuna değin Paşa ile birlikte, cereyan eden savaşlarda bulundu. Meydan meydan gezdi, gördü, savaşları bizzat yaşadı ve teneffüs etti. 1877 yılının Aralık ayı sonlarına doğru İstanbul’a çağrılaran Ahmet muhtar paşa ile birlikte gitti. Ve yine onunla birlikte 1878 yılı başlarında Trakya’da, Çatalca ordusunda bulundu. Savaş sona erip, barış andlaşması imzalanınca, hem uhdesinde bulunan Erzurum temyiz divanı başkatipliği’nden, hem de Ahmet muhtar paşa’nın özel katipliğinden çekildi. Bir müsset sonra, Girit isyanını bastırmakla görevlendirilen Gazi ahmet muhtar paşa’nın yanında Girit Tahrir heyeti başkatipliğine tayin olunarak birlikte gitti. Aynı yıl, Girit isyanına son veren Halpa Antlaşması’nın imzası ile, tekrar İstanbul’a, Adliye bakanlığındaki asli vazifesine döndü. 1880 yılında Adliye Encümeni Başkatipliğine, 1881’de İstanbul Bidayet mahkemesi Müdde-i Umumiliği’ne, 1885’de Kastamonu Adliye müfettişliğine getirildiyse de, aynı yıl, Osmanlı devleti Fevkalede Komiserliği ile Mısır’a tayin olunan Gazi Ahmet muhtar paşa’nın maiyetinde, başkatiplik görevi ile Kahire’ye gitti. Merhum, daha Erzurum’da iken İslami ilimleri tahsil ile icazet almış, 1895 senesinde Avrupa’ya da seyahet ederek, Batı milletlerini yakından görüp tetkik ve tanımak fırsatını bulmuştu. Mısır’da bulunduğu sırada hastalanarak, tedavi için İstanbul’a dönmüş ve 14 Haziran 1898’de vefat etmiştir. Kabri, Topkapı dışındaki Merkezefendi mezarlığındadır.
|
|